İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.082.219 ▼ %0,33
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Gündem

Uluslararası deneyimler konferansı tamamlandı: Kadın dayanışması sınırları aşıyor

Mor Çatı'nın İstanbul'da düzenlediği uluslararası konferansta kadın dayanışma merkezlerinin şiddetle mücadelede yarattığı dönüşüm ele alındı. Altı ülkeden deneyimlerin paylaşıldığı konferansta kadın örgütlerinin siyasi saldırılara, kaynak kesintilerine ve cinsiyet körü politikalara karşı mücadelesi öne çıktı. Kadın haklarının yalnızca yasalarda tanınmasının

Kadına yönelik şiddetle mücadelede feminist dayanışma merkezlerinin önemi, karşılaştıkları engeller ve farklı çalışma modelleri İstanbul'da düzenlenen uluslararası konferansta ele alındı. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'nın düzenlediği "Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Dayanışma Merkezleri – Uluslararası Deneyimler Konferansı", bugün İstanbul'da gerçekleştirildi.

Avusturya, Danimarka, Türkiye, Fransa, İtalya ve İspanya'dan kadın örgütlerinin temsilcilerinin katıldığı konferansta, feminist dayanışmanın şiddete maruz kalan kadınların yaşamlarının yanı sıra kamu politikalarında da değişim yaratma gücü tartışıldı.

Konuşmacılar, kadınlara özgü destek hizmetlerinin genel sosyal hizmetlerle ikame edilmesinin yarattığı sorunlara, örgütlerin karşılaştığı siyasi ve ekonomik baskılara ve şiddetten uzaklaşmak isteyen kadınların barınma, istihdam ve hukuki destek ihtiyaçlarına dikkat çekti.

İki oturumdan oluşan konferansta kadın dayanışma merkezlerinin şiddetle mücadelede nasıl bir dönüşüm yarattığı ve farklı ülkelerde geliştirilen feminist çalışma modelleri ele alındı.

"KADINLARA ÖZGÜ DESTEK HİZMETLERİ KORUNMALI"

Avrupa Şiddete Karşı Kadınlar Ağı (WAVE) temsilcisi Elena Floriani, kadınlara yönelik uzman destek hizmetlerinin yalnızca şiddete maruz kalanlara danışmanlık ve barınma imkânı sunmadığını, toplumsal değişimin de önemli aktörleri olduğunu vurguladı.

Kadın örgütlerinin yürüttükleri savunuculuk faaliyetleriyle yasal düzenlemelerin değiştirilmesine ve kamu politikalarının geliştirilmesine katkı sunduğunu belirten Floriani, kadınlara özgü hizmetlerin genel mağdur destek mekanizmalarıyla ikame edilemeyeceğini söyledi.

Floriani, "Özellikle kadın haklarına yönelik tepkilerin arttığı, finansman kesintilerinin yaşandığı ve sivil toplumun faaliyet alanının giderek daraldığı bu dönemde, kadınlara yönelik uzman destek hizmetlerinin korunması, tanınması ve güçlendirilmesi gerekiyor" dedi.

Kadınların şiddetten uzaklaşabilmesinde kalıcı ve güvenli barınma imkânlarının kritik rol oynadığını anlatan Floriani, İsveç'teki kadın sığınakları ağının özel sektörle işbirliği yaparak kadınların uzun vadeli kira sözleşmelerine erişimini desteklemesini örnek gösterdi.

Floriani, kadın örgütlerinin Kıbrıs'ta İstanbul Sözleşmesi'nin onaylanmasına yönelik hukuki hazırlıklara, Litvanya'da sözleşmenin parlamentonun gündemine yeniden taşınmasına ve Almanya'da şiddete karşı destek mekanizmalarının yasal güvenceye alınmasına yönelik çalışmalara katkı sunduğunu da anlattı.

Şiddet gerçekleştikten sonra sunulan destek kadar, şiddeti ortaya çıkmadan önlemeyi amaçlayan çalışmaların da güçlendirilmesi gerektiğini belirten Floriani, feminist örgütlerin toplumsal dönüşümdeki rolünün yalnızca ekonomik fayda üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.

"ŞİDDET KADINLARI GÖRÜNMEZ BİR KAFESE HAPSEDİYOR"

Danimarka'dan Danner temsilcisi Ditte Specht, erkek şiddetinin yalnızca fiziksel saldırılarla sınırlı olmadığını, kadınların gündelik yaşamlarını ve karar verme özgürlüklerini sınırlandıran sistematik bir kontrol ilişkisi yarattığını anlattı.

Şiddet uygulayan kişinin zaman içinde kadının sosyal ilişkilerini, ekonomik kaynaklarını, hareket alanını ve davranışlarını kontrol altına alabildiğine dikkat çeken Specht, bu durumu "görünmez kafes" kavramıyla açıkladı.
Specht, kadınların yaşadıklarını anlayabilmek için yalnızca "Size ne yaptı?" sorusunu sormanın yeterli olmadığını belirterek, "Artık neleri yapmakta özgür değilsiniz? Karşı çıktığınızda ne oluyor? Kuralları çiğnediğinizde ne oluyor?" sorularının da yöneltilmesi gerektiğini söyledi.

Şiddete maruz kalan kadınların partnerlerine geri dönmeleri veya destek süreçlerinde kararsızlık yaşamaları nedeniyle yargılanmaması gerektiğini vurgulayan Specht, kadınların çocukları, ekonomik bağımlılıkları ve sosyal baskılar nedeniyle farklı kararlar verebildiğini belirtti. Şiddetin sorumluluğunun yalnızca faile ait olduğunu ifade etti.

Danner'ın Kopenhag'daki sığınağında aynı anda 18 kadının ve çocuklarının kalabildiğini anlatan Specht, kadınların sığınaktan ayrıldıktan sonra da uzun süre desteğe ihtiyaç duyabildiğini belirtti.

"Şiddetten uzak bir yaşam kurma yolculuğu sığınaktan ayrılmakla tamamlanmıyor" diyen Specht, barınma, istihdam, hukuki danışmanlık ve psikolojik destek süreçlerinin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğine dikkat çekti.

Specht, feminist destek hizmetlerinde kadınların kendi yaşamlarına ilişkin kararlarının esas alınması gerektiğini belirterek, kadınların bilgisi ve katılımı olmadan haklarında işlem yapılmamasını temel ilkelerinden biri olarak tanımladı.

"SIĞINAKLAR DEVLETLERİN KADINLARA BAHŞETTİĞİ HİZMETLER OLMADI"

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı'ndan Leyla Soydinç, kadın dayanışma merkezleri ve sığınakların feminist mücadelenin kazanımları olduğunu vurguladı.

Türkiye'de 1987'deki Dayağa Karşı Dayanışma Kampanyası'nı hatırlatan Soydinç, "Kadın danışma dayanışma merkezleri, sığınaklar hiçbir zaman Türkiye'de de dünyada da devletlerin kadınlara bahşettiği, sunduğu bir şey olmadı. Kadınların talep ettiği bir şey oldu" dedi.

Feminist örgütlerin kamu kurumlarının yerine geçen hizmet sağlayıcıları olmadığını belirten Soydinç, "Biz kadınlara yardım etmiyoruz" sözleriyle feminist dayanışmanın yardım ilişkisi olarak tanımlanmasına karşı çıktı.
Kamu kurumlarının sorumluluklarını hatırlatmayı ve kadınların deneyimlerini feminist taleplere dönüştürmeyi amaçladıklarını anlatan Soydinç, kadınlara yönelik şiddetin yalnızca bireysel sorunlarla açıklanmasını da eleştirdi.
Erkek şiddetinin öfke kontrolü, psikolojik sorunlar ve çocukluk travmaları üzerinden ele alınmasının şiddetin politik boyutunu görünmez kıldığını söyleyen Soydinç, "Erkek şiddeti tamamen silindi, patriyarka silindi, güç ilişkileri silindi. Biz buna çok ciddi itiraz ediyoruz" diye konuştu.
Kadından kadına dayanışmanın önemini vurgulayan Soydinç, kadınlarla yürüttükleri çalışmalarda ortaya çıkan deneyimleri bilgiye, taleplere ve feminist politikaya dönüştürdüklerini belirtti.

KADIN DESTEK HATTINA ERKEK SALDIRILARI ARTIYOR

Fransa'dan Fédération nationale Solidarité Femmes temsilcisi Camille Lextray, kadınlara yönelik uzman destek hizmetlerinin giderek artan saldırılarla karşı karşıya olduğunu anlattı.

Fransa'da 1970'li yıllarda feministlerin ev içi şiddetin özel değil, kamusal bir mesele olduğunu ortaya koyarak kadın sığınakları ve dayanışma merkezleri kurmaya başladığını hatırlatan Lextray, bugün de kadınlara özgü güvenli alanları korumak için mücadele etmek zorunda kaldıklarını söyledi.

Kadınlara yönelik hizmetlerden söz ettiklerinde sık sık "Peki ya erkekler?" sorusuyla karşılaştıklarını belirten Lextray, "Bu hizmetler kadınlara yönelik; erkeklere karşı değil" dedi.

Lextray, Fransa'da haftanın yedi günü, günün 24 saati hizmet veren 3919 kadın destek hattının son iki yıldır erkekçi grupların saldırılarına maruz kaldığını söyledi. Hattın sürekli aranarak şiddete maruz kalan kadınların çağrılarının yanıtlanmasının engellenmeye çalışıldığını anlattı.
Saldırıların kadınlara özgü hizmetlerin varlığını hedef aldığını belirten Lextray, "Destek hattımız onlar için değilse, var olma hakkı olmadığını düşünüyorlar" ifadelerini kullandı.

Geçen yıl 3919 destek hattına 108 bin çağrı geldiğini ve bunun şimdiye kadarki en yüksek sayı olduğunu aktaran Lextray, görüşmelerde kadınların ortalama üç farklı şiddet biçimine maruz kaldıklarını bildirdiğini söyledi.
Lextray'in paylaştığı verilere göre kadınların yüzde 85'i psikolojik, yüzde 71'i sözlü, yüzde 48'i fiziksel, yüzde 23'ü ekonomik, yüzde 15'i cinsel, yüzde 10'u dijital ve yüzde 6'sı idari şiddet yaşadığını belirtti.

Fiziksel şiddet bildiren kadınların yüzde 13'ünün boğulma girişimine, psikolojik şiddet bildirenlerin yüzde 13'ünün ise ölüm tehdidine maruz kaldığını aktaran Lextray, bu verilerin şiddetin bütün boyutlarını ortaya koymadığını vurguladı.

"ARTIK ŞİDDET UYGULAYAN ERKEKTEN DEĞİL, TOKSİK İLİŞKİDEN SÖZ EDİLİYOR"

Lextray, Fransa'da şiddetin giderek "toksik ilişki" söylemiyle açıklanmasını da eleştirdi. Bu yaklaşımın şiddet uygulayan kişinin sorumluluğunu ve eşitsiz güç ilişkilerini görünmez kıldığını belirtti.

"Artık şiddet uygulayan bir kişi yok, yalnızca toksik bir ilişki var" diyen Lextray, kadınların yaşadığı şiddetin fail ile mağdur arasında eşit bir anlaşmazlık gibi gösterilmesine karşı çıktı.

Resmî istatistiklerin kadınların deneyimlerinin tamamını yansıtmadığını vurgulayan Lextray, şiddete maruz kalan çok sayıda kadının polise ve adli makamlara hiç başvurmadığını söyledi.

Kadın örgütlerinin bu nedenle bağımsız veri üretmesinin önemli olduğunu belirten Lextray, destek hattında kadınların kendi anlatılarından elde edilen bilgilerin resmî kayıtlarda görünmeyen şiddet biçimlerini ortaya çıkarabildiğini ifade etti.

Lextray, idari şiddet bildiren kadınların yüzde 28'inin kendilerine şiddet uygulayan kişinin karşı şikâyette bulunduğunu aktardığını belirterek, bunun kadınları yıldırmak ve şiddetin sorumluluğunu tersine çevirmek amacıyla kullanılan bir yöntem olduğunu söyledi.

"Bugün bu hizmetler saldırı altındayken başvurular rekor seviyelere ulaşıyor" diyen Lextray, kadınlara yönelik destek hizmetlerinin korunması, finanse edilmesi ve kadınların deneyimlerinin dinlenmesi çağrısında bulundu.

"AVUKAT OLMANIZ YETERLİ DEĞİL, FEMİNİST EĞİTİM ALMALISINIZ"

İtalya'dan Centro Antiviolenza Pisa temsilcisi Francesca Pidone, Casa della Donna (Kadın Evi) bünyesinde yürütülen çalışmaları anlattı.
Kadınların sahiplendiği kamusal bir mekânda gelişen örgütün çalışmalarında gönüllü emeğin önemli yer tuttuğunu belirten Pidone, kadınların bir araya gelerek deneyimlerini paylaşabildikleri bir alan oluşturduklarını söyledi.
Kadın Evi bünyesinde hukuki ve psikolojik desteğin yanı sıra yaratıcı yazarlık, feminist eğitim, kadın tarihi ve cezaevindeki kadınlarla dayanışma gibi çalışmalar da yürütüldüğünü aktardı.

Merkezde görev alan bütün uzmanların yaklaşık 60 saatlik feminist eğitimden geçmesi gerektiğini belirten Pidone, "Avukat olmanız yeterli değil. Öncelikle feminist bir aktivist olarak eğitim almalısınız" dedi.

Mesleki yeterliliğin yanı sıra politik bir bakış açısına sahip olmanın önemini vurgulayan Pidone, feminist danışmanlıkta yalnızca kadınların deneyimlerinin değil, onlara destek sunan kişilerin kendi konumlarının da sorgulanması gerektiğini söyledi.

"Bazen biz de kadınlardan daha avantajlı bir konumdayız. Daha fazla bilgiye sahibiz, güvenli bir alandayız" diyen Pidone, destek sunan kişilerin kadınların yerine karar vermemesi gerektiğini vurguladı.

Kadınların yalnızca şiddet mağduru olarak tanımlanmasına da karşı çıkan Pidone, "Herkes onları mağdur olarak görüyor. Oysa onlar şiddete rağmen hayatta kalmış kadınlar" ifadelerini kullandı.

Pidone, konuşmasını kuşaklar arası feminist dayanışmayı vurgulayarak tamamladı: "Bugün burada bulunabiliyorsam bunu bana imkân sağlayan başka kadınlara borçluyum. Umarım gelecekte başka kadınlar da benim sayemde böyle bir yerde bulunabilir."

"OTURUM İZNİ OLMAYAN KADINLAR ŞİDDET DÖNGÜSÜNDEN ÇIKAMIYOR"

İspanya'dan Asociación Por Ti Mujer temsilcisi Lucia Avila Carrillo, göçmen kadınların şiddetten uzaklaşmasının önündeki hukuki ve ekonomik engellere dikkat çekti.

2009 yılında göçmen kadınlar tarafından kurulan ve bugün de göçmen kadınlar tarafından yönetilen derneğin Valensiya'da faaliyet yürüttüğünü belirten Carrillo, ilk beş yıl boyunca çalışmaların tamamen gönüllü emekle sürdürüldüğünü anlattı.

Göçmen kadınların özellikle bakım ve ev işlerinde düşük ücretlerle ve güvencesiz koşullarda çalıştırıldığını söyleyen Carrillo, kadınların cinsel taciz, şiddet ve işlerini kaybetme tehdidiyle karşılaştıklarını belirtti.

Oturum izni bulunmayan kadınların hukuki güvencelerden ve çalışma imkânlarından yararlanmakta zorlandığını, bunun da şiddet ilişkilerinden uzaklaşmalarını güçleştirdiğini anlatan Carrillo, bazı kadınların oturum izinlerini veya çocuklarının velayetini kaybetme korkusuyla şiddet uygulayan partnerlerinden ayrılamadığını söyledi.

Barınma krizinin de kadınların güvenli bir yaşam kurmalarının önünde engel oluşturduğunu belirten Carrillo, "Göçmen bir kadınsanız ve çocuklarınız varsa nereye gideceksiniz? Ev sahipleri göçmenlere veya çocuklu kadınlara ev kiralamak istemiyor" dedi.

Dernek bünyesinde göçmen kadınların hukuki süreçlerine, istihdama erişimlerine ve sosyal yaşama katılımlarına destek verdiklerini anlatan Carrillo, eğitim almış gönüllü kadınlardan oluşan "Topluluk Kolaylaştırıcıları" modelini de paylaştı.

Kadınların resmî işlemlerinde kendilerine bir avukatın veya eğitimli gönüllülerin eşlik edebildiğini belirten Carrillo, "Bazen bir kadın yalnızca biriyle kahve içmek veya sohbet etmek istiyor. Biz bu dayanışmayı da sağlıyoruz" dedi.

Derneğin yıl boyunca kadınların sosyal ilişkiler kurabilecekleri etkinlikler düzenlediğini aktaran Carrillo, ailesini ve çevresini geride bırakarak başka bir ülkeye gelen kadınların yalnızca hukuki desteğe değil, kendilerini ait hissedebilecekleri bir topluluğa da ihtiyaç duyduğunu vurguladı.

Kadın danışma merkezleri cinsiyetsizleştiriliyor

Avrupa Şiddete Karşı Kadınlar Ağı'nın (WAVE) Mayıs 2026'da yayımladığı Değişimin Özneleri raporu, kadınlara yönelik şiddetle mücadelede toplumsal cinsiyet odaklı destek hizmetlerinin karşı karşıya olduğu siyasi ve kurumsal baskılara dikkat çekti.

18 ülkeden 25 örgütün katıldığı araştırmada, katılımcıların yüzde 80'i toplumsal cinsiyet karşıtı tepkiler veya toplumsal cinsiyeti gözetmeyen politikalar nedeniyle zorluklarla karşılaştığını bildirdi.

Rapora göre bazı ülkelerde kadın danışma merkezleri, "kadın ve erkek danışma merkezleri" ya da "mağdur danışma merkezleri" olarak yeniden tanımlanıyor. Bu yaklaşımın kadınlara yönelik şiddetin toplumsal cinsiyet temelli niteliğini görünmezleştirdiği ve kadınlara özgü destek mekanizmalarını zayıflattığı vurgulandı.

Raporda siyasi baskılara da dikkat çekildi. Arnavutluk'ta bir kadın örgütünün, "aile değerlerini zayıflatmak" amacıyla yabancı kuruluşlardan fon aldığı yönündeki asılsız iddialarla hedef alındığı aktarıldı.

WAVE, kadınlara özgü uzman destek hizmetlerinin genel sosyal hizmetlerle ikame edilemeyeceğini belirterek bu mekanizmaların korunması ve güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Kaynak: WAVE, Değişimin Özneleri, Mayıs 2026.

Fransa'da genç kadınların ses yükseltmesi feminist bir eylem

Konferansın soru-cevap bölümünde Fransa'da devam eden öğrenci eylemlerine de değinildi. Fédération nationale Solidarité Femmes temsilcisi Camille Lextray, ülkede lise ve üniversite öğrencilerinin öncülüğünde gelişen kitlesel protestoları değerlendirdi.

Fransa'da toplumsal hareketlerin çoğu zaman lise ve üniversite öğrencileriyle başladığını, ardından toplumun farklı kesimlerine yayıldığını anlatan Lextray, mevcut hareketin doğrudan feminist talepler etrafında örgütlenmediğini söyledi.

Buna karşın genç kadınların eylemlerdeki görünürlüğüne dikkat çeken Lextray, "Şu anda genç kuşaklardan çok sayıda kadın sokaklarda, kamusal alanda yerini alıyor ve sesini yükseltiyor. Söyledikleri doğrudan feminist bir mesaj taşımasa da sokakta bulunmaları ve seslerini yükseltmeleri başlı başına feminist bir eylem" dedi.

Lextray, kadınların hakları bakımından Fransa'da çelişkili bir tablo bulunduğunu da vurguladı.

Kürtaj özgürlüğünün 2024 yılında anayasal güvenceye alındığını hatırlatan Lextray, buna rağmen kürtaj hizmeti sağlayan sağlık merkezleri ve derneklerin yetersiz finansman nedeniyle sorun yaşadığını belirtti.

"Yalnızca yasalara bakarsanız kadınların hakları eskisinden daha iyi durumda görünüyor" diyen Lextray, kürtaj hizmetine erişimin kadınların yaşadıkları bölgeye ve ekonomik koşullarına göre farklılaşabildiğini söyledi.

Fransa'da 2025 yılında tecavüz ve cinsel saldırı suçlarının hukuki tanımına rıza unsurunun açıkça dahil edilmesini de önemli bir kazanım olarak değerlendiren Lextray, yeni düzenlemelerin uygulanabilmesi için yeterli kaynak ayrılmadığını savundu.

Lextray, "Yasalar çıkarılıyor ama bunları uygulamak için kaynak sağlanmıyorsa bu yasaların etkisi ne olacak? Hakların gerçekten kullanılabilmesi için finansman gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Fransa'daki sorunun yalnızca yasal haklar kazanmak olmadığını belirten Lextray, mevcut hakların kadınların yaşamlarında karşılık bulması için kamusal kaynakların güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…